İnsan doğmazdan önce içine üflenir sevgi. Daha kapkaranlık bir dehlizdeyken annesinin sesiyle ilk sevgi pıtırcıklarını ona karşı yöneltir. Aydınlığa, Dünya'ya kavuştuğunda ise etrafındakilerinin sevgilerinin pıtırcıklarını da eklemeye başlar ilkine. İçindeki sevgi gün geçtikçe büyür, durduramaz da. Sevgi yumağı dedikleri şey ise bu olsa gerek.
Bitmez tükenmezliği daha bir güzelleştirir zaten güzel olanı. Öyle fazladır ki herkeslere dağıtır olur o pıtırcıkları. Dağıttıkça güzelliğinin arttığını fark eder. Gittikçe artan güzeli ne zaman saklamıştır ki insanoğlu. Pıtırcıklarını saçmaya devam eder.
Asıl sorun ise sevginin bu kadar çok kişiyle paylaşılmasından sonra çıkar. Sevginin bu kadar çok oluşunun onu değersiz kılıp kılmadığını sorgulamaya başlar bu sefer. Gönül o kadar çok sevgiyi eşit barındırabilme yetisine sahipken insanın kendisine bunu mantıklı izah edebilme çabası nedendir? Seviyorsundur onu. Bir başkasını da onu sevdiğin gibi sevebilirsin, neden olmasın. Ama onlara kocaman pıtırcıklar dağıtırken kendini mi tüketmeye mi başlamıştır artık insan? Sanırım cevap da burada belirmeye başlar.
İnsanoğlu sevgisini o kadar fazla "öteki"lere dağıtmaya başlamıştır ki kendisine duyduğu sevgi bitmeye başlar. Çünkü sevgi; artık her kim olursa olsun verilesi bir olgu halini alıverir. Karşındaki değersiz mahlukat senin sevginle değer bulurken kendini değersiz hissetmeye başlarsın, kendine de saklaman gereken sevginin değerini kaybedersin. Her ne kadar tükenmez olsa da sevgi denilen pıtırcık, yumak, duygu; tükeniverir aniden.
Sevgisini sadece gerçek sevdiceklerine saklamasının zamanı gelmiştir artık.
Birazcık sana, birazcık diğerine, ama en çok bana...