İnsanın hayatını şekillendiren şeylerden biridir pişmanlıklar. Bu pişmanlıklar öyle dersler verir ki kişiye; o güne dek belli bir kalıpta ilerlemiş hayat birden bire yön değiştirir kendine yepyeni perspektiflerle o hataları tekrarlamayacağı yerler arar. İnsanoğlunun büyük pişmanlıkları, gündelik hayattan seçildiğinde, kendine çok tanıdık başlıklar koyar: Meslek, iş, şehir, kıyafet, saç şekli, eş, sevdicek.
Çizilen yola şekil veren bu başlıklardan bazıları öylesine can yakar ki; o seçimi yapışına da, yaptığı güne de lanet eder. Çünkü yapılan seçimlerin süreçleri uzadıkça, büyüyen pişmanlığın ta kendisi olur. Bir mesleği seçmeye miniminnacık bir çocukken başlar insan. Soranlara döner "Doktor olacağım. Hatta mühendis de olacağım ben!" der. Çalışır, güzel bir liseyi, ardından muazzam bir üniversiteyi kazanır. Önceki başarılarının yüzünü kara çıkartmazcasına üniversiteden güzel dereceler ve becerilerle mezun olacakken bir bakar ki hayatını sürdüreceği, kendisine yakıştıracağı sıfat okuduğu bölümün değildir. Bunu farkettiğinde artık o hayale odaklanmış hayattan onlarca sene gitmiştir. Ne geri dönecek ne de yolunu değiştirebilecek fırsatı artık yoktur. Öylesine bir pişmanlık yaşar ki; ömrü boyunca ne geçer, ne de acısı diner.
İnsanoğlunun yaşayabileceği en büyük pişmanlıklardan bir diğerini yaşatabilen sevdicekten başkası değildir. Güzel duygularla başlar o kimseyi sevmeye. Sonra o güzelliklerin üstüne başka başka hayaller eker. Bu hayalleri gerçeğe dönüştürebilmek için harcanan zaman o kadar çoktur ki; hayatında feragat ettiği şeyler neredeyse tüm sosyal yaşamına denk gelir. Değer verdiği o insanı görebilmenin uğruna ailesiyle birlikte olmaktan vazgeçer, arkadaşlarını küstürür, kendine bambaşka bir sosyal karakter oluşturur. Oluşturduğu bu karakterin temeline sadece sevdiceğini ve kendisini oturtur. O güne dek sürdürdüğü karakterden kendini öyle bir soyutlar ki, ortaya çıkan yeni mahlukat kişinin karakteristik güzelliklerinden zerre barındırmaz.
Ancak insanoğlu bütün bunları yaparken yaşanabilecek her hangi bir olumsuzluğu göz önüne almaz. İnsanın hayalleri kötülük ve mutsuzluğun üzerine kurulmamıştır nitekim. Olabildiğince güzel duygularla desteklenen hayallerin bir anda son buluşunu görmesi, insana bu hayalleri hak etmeyen birine kurduğunu fark edip o derin acıyı, pişmanlığı, içinde hissetmesinden daha az koyar. Olabilecek tüm güzel anlarını, düşüncelerini, hayallerini adadığın insanının gözünde gelip geçici bir heves olduğunu, yerine her hangi birinin koyulabileceğini, hatta o yerine koyulanların dahi anında değişebildiğini gördüğünde; yaptıklarının her saniyesine pişman olur. Pişmanlığını ise emeğine acımak izler her zaman. Bu acıma ise hiç bir zaman bitmez.
Pişmanlığın önüne onu yaşama riskini almayarak geçebilmek mümkündür. Peki ya önüne geçtiğin bir ömür boyu sürecek pişmanlık değil de, hayatını kökünden her şeyiyle değiştirip yoluna sokacak mutluluksa? İşte asıl risk budur.
Aşk oyunu başlasın...