12 Aralık 2010 Pazar
Baba
5 Aralık 2010 Pazar
İlgi Soslu Taze Güven
17 Ekim 2010 Pazar
Pişman - Olmak ya da Olmamak
9 Ekim 2010 Cumartesi
Unut Demek O'na Kolay
19 Eylül 2010 Pazar
Elmanın Diğer Yarısı
İnsanoğlunun ömrünün her günü kendisine layık olacağını düşündüğü sevdiceğini aramakla geçer. Sevdiceği sadece evleneceği kadın ya da adam değildir elbette. Olur da hayatını beraber tüketebileceği bir bünye bulduğunda kendisinin devamı olacak çocuklarının da aynı evlendiği kişi gibi kendisine sevdicek olmalarını bekler. Öyle ki; doğmuş olan çocukların başka bedenlerde kendilerinin birer yansıması olduğunu ya da olacağını bilir. Ancak temel sorunun dünyaya getirdikleri yeni canlar değil, bu bedenlere hayat katabileceği diğer bünyeyi bulmak olduğunun farkındadır.
Eğer ki aradığını bulabilirse; o bünyeye kendisinin diğer parçası olarak isimlendirir, "eşim!" der. İnsanoğlu o "eşim!" diye çağıracağı bünyelerde onlarca şey arar. Bunların içinde aradığı şeyleri listeleyip senelerce bu listenin tamamını karşılayacak olanı bekleyen de çıkar, gönül teline ufak da olsa dokunmayı becerebileni - evliliğin doğası gereği - bir ömür boyu hayatına dahil edeni de. Deliler gibi hayatının insanını arayanlar o bünyelerden neler beklemez ki. Romantik olsun, hiç bir zaman uslanmayan çılgın bir aşık olsun, yemek yapmayı bilsin, ev işlerinde yardım etsin, çocuğun altını değiştirmeyi becerebilsin diye bu listeyi uzatır gider.
Ama insanoğlunun atladığı nokta evliliğin temelde böyle bir şey olmadığıdır. Birbirine "eşim!" diyebilenler aslında ilişkilerini bambaşka boyutlara taşımayı becerebilmiş kişilerdir. Öyle boyutlara geçmişlerdir ki karşısındakine o kelimeyi kullanabilmek için listelere, sıfatlara, herkeste bulunabilecek fiziğe ihtiyaçları olmadığının farkına varabilmişlerdir.
Her canlı bünye bir takım eksikliklerle ya da kusurlarla doğduğundan bu farklılıklar hayatlarına bir şekilde dahil olur. Zamanı geldiğinde hayatlarına dahil olup kendisine "eşim!" dedirtebilen kişiler bu yarım kalmış yerleri tamamlayıp onlarla bir bütün oluştururlar. İşte o eşler sinirli olan bir ânı ufacık bir gülümsemeyle, huzursuz bir bakışı kocaman bir sarılışla mutluluğa dönüştürebilen, kişinin gerek fiziki gerek duygusal gücünün yetmediği yerlerde elinden tutup olamayanı olduranlardır.
Her geçen dakikayla birbirlerini öyle bir tamamlarlar ki ayrı geçen ufacık anlarda dahi yokluklarını farkederler. Bir elmanın diğer yarısı olabilmeyi becerebilen çiftler ömürlerinin son demlerinde etraflarında kimseler olmasa bile beraber geçen saniyelerden zevk alıp bir diğerinin yüzünü güldürebilmeyi başarırlar.
Hepimizin diğer yarısını bulabilmesi dileğiyle...
14 Eylül 2010 Salı
Seni Seviyorum
8 Eylül 2010 Çarşamba
Gönülden Iraksa Gözden de Irak
4 Eylül 2010 Cumartesi
Tercih Meselesi
29 Ağustos 2010 Pazar
Hayallerle Yaşamak
26 Ağustos 2010 Perşembe
Ayrılık
5 Ağustos 2010 Perşembe
İlk
11 Temmuz 2010 Pazar
Seven Ne Yapmaz
6 Temmuz 2010 Salı
Bitmez Tükenmezdi Pıtırcıklar
2 Nisan 2010 Cuma
Aldatan, Aldattıran, Aldatılan
İnsanoğlu hangi ilişkiyi yaşarsa yaşasın garip davranıyor. Ailesiyle, öğretmeniyle, esnafıyla, arkadaşıyla ya da sevgilisiyle arasındaki tüm ilişkilerde illa ki bir garipliği yamacına çekip onu bu ilişkinin göbeğine oturtma becerisine sahip. Neden bunu yapıyor bilinmez ama yaşadığı vesair ilişkilerin hepsinde bu garipliği tercihinin sebebi onun çekiciliği olsa gerek.
Ailesine garip isteklerle gelişi, esnafla gündelik hayatının dışında gerçekleştirdiği garip muhabbeti, arkadaşıyla tek başına olsa asla yapmayacağı garipliklere adım atması ya da sevgilisiyle olan ilişkisinde kendisine daha değişik renkler bulmak adına bir dünya gariplik tercih eder insanoğlu.
Sevdiğiyle yaşadığı ilişkide en büyük garipliklerden biri de gönlünü başkalarına kaptırmasıdır belki de. Diğer bir adı, hoş olmasa da, aldatma olan garipliktir bu. İki sevgiliyi buna iten nedir diye düşünmek lazımdır aslında. Sevdiğine inanıp da neden bir başkasını sevmeye kalkar bir gönül? Ne eksiktir ki kendini başka gönüllere açar?
İki sevgili aşkla bir ilişkiye başlayabilirler. Aşk geçicidir, heyecanı bir süre sonra sönecektir. Yerini nispeten daha mantıklı, oturaklı olgulara bırakır zamanla. Nitekim aşkın gözü kördür. Sevginin bitmek tükenmez bir olgu olduğuna inanırım. İnsan bir başkasından soğuyabilir, aşkı tükenebilir, ama sevginin bitişinin olduğunu sanmıyorum. Çünkü ne olursa olsun, insan kalbine doğarken sevgi ekilmiştir. Mademki sevgi bitmek tükenmez bir olgu zaten orda bir sevgi var iken aynı tabanlı bir başka sevgiye yelken açmanın nedeni olmamalı sonucuna varıveriyorum.
Sevgi her şey değil dediğimizde ise neyin eksik olduğunu sorgulamaya başlıyor bu sefer insan evladı. Mantık mı, sıcaklık mı, mesafe mi, romantizm mi, yoksa başka başka şeyler mi? İlişkide mantık her zaman olmalıdır. İki tarafa da zarar verecek davranışlardan sakınmaya yönelten bu olgudur zaten. İki sevgilinin arasındaki sıcaklık sevginin tazeliğini korumasına yardım ediyor ise sıcaklığı yitirmişse ilişkiye devam etmenin mantığı nedir? Mesafe o sıcaklık için önemli bir etkendir. O zaman mesafe koymanın amacı nedir? Mesafe yanında romantizmi de götürebildiğine göre uzun mesafeli ilişkilerin amacı nedir? Ama bütün bu soruları sevgi her şey değil dediğinde soruyor insanoğlu, dikkat etmek lazım geliyor.
İlişkinin içindeki gariplikler silsilesi böyle sürüp giderken bir de ilişkinin dışındaki garipliğin nasıl olup da buna dâhil olduğunu anlayabilmesi gerekiyor insanoğlunun. Aldatılmak kötü bir şey iken aldatan yanına nasıl bu mantıkta birini bulabiliyor? Ya da aldatana ortak olan insanoğlu bunu nasıl kabul edebiliyor? Beraber olduğu kişinin artık diğer insana saygısının kalmadığını görse de bu saygısızlığa ortak olabilmesine ne sebep olabiliyor?
Bunlara cevap bulmakta zorlanır insanoğlu. Zor sorular olduğundan değil, gönül işini mantığın üzerine oturtamadığından. O yüzden gariptir bu mahlûkatı anlamak, çözmek, tecrübe olmadan yaşamak.
21 Ocak 2010 Perşembe
Aşk Nedir, Ne Değildir?
Yıllar yılı "Aşk nedir?" sorusunu sordun kendine. Bulabildin mi cevabını: hayır. Nerelere bakmadınki o "kendince" sihirli oluşumu bulabilmek için. Otta, böcekte, kırlarda uçuşan kelebekte, burnunu karıştırırken zihninde aradın onu.Alayını denedin ama olmadı,bulamadın.Ne aradığını bilmiyordun ki aşkı bulabilesin...
Aşkı çikolata tadında, ballı süt kıvamında, yemeyip de yanında yatılası birşey diye tarif edenler oldu sana, insanlığından utandığın an olarak niteleyen de. Sen kendi tanımını aradın ama yok öyle birşey.Önce bunu bileceksin arkadaş!
Aşkı sana herkes farklı tarif edecektir, ancak sen kendin aşkı yaşadığında onun ne olduğunu anlayabileceksin. Anladığında kendini filozof gibi hissedeceksin "Nirvana senin de ağzına s.çtım ulan!" diyeceksin kendi kendine ama yanıldığını anlaman sana aşkı yaşatanın dangalaklık seviyesine göre kendine zaman biçecektir.
Zamanında "Aşk" adını koyduğun ballı b.kun aslında ne olmadığını anladığın zaman ise THY'den ücretsiz Tibet'e aktarmalı biletini alabileceksin. Bu mutluluğun verdiği hafiflikle uçağı aşıp motorun pervanesindeki pallerin arasında nasıl kendinden geçtiğini bilmeyen kuşlar gibi huzura kavuşacaksın.
Tibet'e varıp Dalai Lama'nın elini öptüğün zaman aşkın ne olmadığını da anlamış olacaksın. Denenen onca betimleme çalışmasının ardından "Aşk" diye bir şeyin olmadığını anlayıp fenalaşan, Dalai Lama'nın kucağına doğru falso yapan kütleyi sıkıca kavrayıp haremine kattığı kişi sen olacaksın.
Tebrikler