28 Ağustos 2014 Perşembe

Yalnızlık Saçmalatması

Şu canına yandığımın bloguna yazdığım son yazıda da yazmayalı çok uzun zaman olmasından dem vurmuşum sevgili okuyucu. Hoş, bu kadar boş bırakılmış blogu değil sen, ben bile okumaz olmuşum. Aradan o kadar uzun zaman geçmiş ki; en son ne yazdığını dahi unutmuşum.

Düşünüyorum şimdi neden yazıyorum diye. Sanırım yalnız kalıp kendimi dinlemeye başladıkça kelimeler bir araya geliyor. Anlam veremediğim şey ise; şu blogu yazmaya ilk başladığımdan beri aynı yalnızığı içimde deli gibi hissetmeme rağmen ne oldu da aynı hevesle yazamadım?

Ne olduğunu önemsemeden yazmayı o kadar istedim ki sevgili okuyucu; şu an doğru yazıp yazmadığımdan dahi emin değilim. Ameliyat olduğum gözüm kapalı bir şekilde tek gözümle, parmaklarımı klavyeyi ezberlediği kadarıyla ilerliyorum. Yarın bir gün açıp okumak aklıma gelirse umarım saçma sapan hatalar bulmam.

Bu bloga hep karaladığım cümlelerin haricinde yazıyorum bu sefer. Yazarken rahatlamak ya da üstü kapalı dahi olsa kendimi anlatabilme derdim yok bu yazıda. Çok yalnızım be sözlük diye sitem edenler var ya hani. Tam da o şekilde dönüp yazıyorum bunları.

Yine bu bloga bir sürü hayalimi, hevesimi yazmıştım. O kadar içimden gelerek diledim ki o kelimeleri kalbimde, olmadı be sevgili okuyucu. Olduramadım bir türlü.

Bugün bir defa o hayallerimin yerin dibine doğru batışını yaşadım. Belki şurasından yakalarsam o noktadan hayat bana güzel bir çıkış noktası sunar diye düşündüm ama yok, olmadı.

İnandığım hemen her şeyi terkettiğimi düşündüğüm şu günlerde tutunacak bir şeye ihtiyaç duyuyor insan.

Eskisi gibi değil artık. Gerçekten sevdiğim, ve hatta, karşılığında sevildiğim öylesine güzel bir insan varken kendimi hayata tutunmaya değer, hayatı ise yaşanabilir bulamıyorum artık. Eskiden geriye artık olmayacak dediğim hayaller ve hevesler de kalmadı artık zira.

Tek gözle yazmaya çalıştığım bu yazı hiç bir yere varmıyor işte be sevgili okuyucu. Amaçsız başlayan bir yazı; yine amaçsız bir şekilde son buluyor.

Arayı çok da açmamak dileğiyşe,

Sevgiyle kal e mi.

6 Eylül 2012 Perşembe

Ziyaretçiye Not

Ne kadar da uzun olmuş yazmayalı. Bir seneyi tüketiyorum neredeyse. Zaman zaman açıp bakıyorum yazdıklarıma. Ama gel gör ki sevgili ziyaretçim; aynı duygu yoğunluğuna erişebilmek mümkün olmuyor bir süredir. Zihnimde onlarca kelime dönüyor öyle boş boş olduğum yerde yatarken. Kendimi klavyenin başına aldığımda ise geriye koskoca bir boşluk kalıyor.

Yazacak bir şey bulamamak hiç de iyi değil be sevgili ziyaretçi. Merak edip de okumuş muydun bilmiyorum. Ama bu blogun ilk yazısında yazarak düşündüğümü söylemiştim. Yazmadan geçen süreye bakınca düşünmekten uzaklaştığım açık seçik ortada. Düşünmeyi terkederken duygularımı da bir kenara alıp koymuşum. Hayatta mutluluk adına yaslandığım her şeyi bir kenara itmişim. Ne eskisi gibi enstrümanımın yüzüne bakıyorum, ne ailemin, ne sevdiğimin, ne de kendimin.

Değiştin kelimesini duymak o kadar zor değilmiş aslında. Ama her sabah, öğlen, akşam o aynanın karşısına geçip de oradaki yansımayı tanıyamadığını farketmek, bilmek zormuş sevgili ziyaretçi. Kendime bu kadar yabancı olmuşken kelimelerin bir araya gelmemek için direnmesi de şaşılası olmasa gerek.

Hayal kırıklığı geliyor artık önüme sadece. Herhalde ondan kaçmak için hayal kurmayı da bir kenara koyarım zamanla. Zaman bile biçimsizleşti, anlamsızlaştı bünyemde. Anlık hisler, düşünceler gelip gidiyor zihnimde. Bir sıraya koymak mümkün olmuyor. Zaman değişenini ekleyemiyorum bunlara bir türlü. Zaman yokken hayal de söz konusu olamaz sanırım sevgili ziyaretçi.

Hadi seninle, ama en başta kendimle, yine bir senelik bir yolculuğa çıkalım sevgili ziyaretçi. Bu her şeyin düzeleceği yol için bir başlangıç olsun.

Zamanı ekleyebileyim zihnime ilk önce. Zamanın toprağında duygularımı, düşüncelerimi, kalbimi yeniden yeşerteyim. Onlar büyüdükçe ben olayım yeniden. Hani senin belki pek bilmediğin ama benim yüzüme sürekli özlüyoruz dedikleri ben. Arkası gelecektir elbet. Bakışlarımdaki boşluk gidecektir bir süre sonra. Arkasından kalbim korkarak, saçma sapan ritimlerle değil de; ailemin, sevdiğimin, eşimin dostumun güzellikleriyle heyecanla çarpacaktır. Her şeyin yoluna girdiğini hatta mükemmele ilerlediğini görecğiz.

Çok uzak değil bunlar. Zor olur belki ama uzak değil. Bundan bir sene sonra yeniden bu satırları gülümseyerek okuyabilmek dileğiyle.

15 Kasım 2011 Salı

Ayıp, Günah, Yasak, Haram Aşk

Sevdiğimizi söyleyemedik ayıp diye
Ellerini tutamadık günah diye
Gözlerine bakamadık kaçar diye
Dudaklarını öpemedik yasak diye
Saçlarını koklayamadık haram diye

Hiç birinde yoksan peki aşkım ne diye?

16 Mayıs 2011 Pazartesi

İtinayla Utandır

Ne ortaya çıkarsa utanır, utandırır insanoğlu?

- Yalan
- Hırsızlık
- Ahlaksızlık
- Namusa halel getirecek hareket
- Büyüğe saygısızlık
- Küçüğe sevgisizlik
- Haksızlık
- Genel terbiyenin dışına çıkmak
- Güçsüze zarar vermek
...
...
...

Bir şizofren misali uydurduğu, kullandığı, arkasına sığındığı, abarttığı düşünülen şeylerin sonuçlarıyla da utandırabilirmiş insanoğlu.

Öyle yalana, haksızlığa, hırsızlığa çok zorlamaya gerek yok. Hayal dünyası ile itinayla utanılır, utandırılır.

19 Mart 2011 Cumartesi

Mavi Boncuk

Ezelden beridir batıl inançlarla yaşadı insanoğlu. Onlarca şeyden medet umdu aynı anda. Öyle şeylere bel bağladı ki kendisinin dahi neye güveneceğini şaşırdığı şeyler oldu. Kara kedisinden tuttu da, kara cuma'sına kadar olabilecek en abes şeylerden korktu. Yenilmez olmak için müsabakaya çıktığı sahaya Afrika'dan tavuk bacağı da sakladı, sonraki nesili de aynı okulu okusun diye üniversite bahçesine bebeğinin düşen göbeğini de gömdürdü.

Her toplum kendisine has batıl inancını üretirken ben kendimce ufaktan başka bir batıl inanç geliştirdim; bir çift maviliğe bağladım dünya kadar şeyi. O mavilikler öyle muazzam ki güneşin ışığıyla pırıl pırıl parlarken, ıslandığında gökkuşağında olmayan renkleri sunabiliyor karşısındakine. Öte yandan, aynı mavilikler döndüğü yere sevgi, mutluluk, aşk da salabilecek beceride.

Ve inanıyorum ki;o mavilikler bana döndüğünde koruyor tüm kötülüklerden, sevgisizlikten, aşksızlıktan, mutsuzluktan, huzursuzluktan. Minicik bir bebekken annemin atletime iliştirdiği mavi boncuk gibi sürekli benimle, hemen yanı başımda, bir anne şefkatiyle bekliyor beni.

O maviliklere bir mavi boncuk da benden olmalı.

Korunsun ki korusun.

Kötülük uzaklaştırılsın ki kötülüğü uzak tutsun.

Ve onlar ile ¨O¨ sevilsin ki sevsin.

9 Ocak 2011 Pazar

Balık

Sıcak ve kıpır kıpır.
Dokundukça içini bir acayip yapar ya hani.
Çikolata yediğinde mutlu olduğun zaman gibi, baktıkça.
Anlık her şey, saniyelerin ardından tükenip gidiyor.
Ama bazı şeyleri var ki kaldı olduğu yerde.
Silemezsin oradan, durur en baştaki gibi, sıcak, kıpır kıpır.
Yüzmeyi unutmayışı böyle.
Elinden tuttum dediğin yerde elinden kayıp gidişi de aynı böyle.
Balık gibi.
Balığın hafızası gibi.
Düştü o balık, Karadeniz'in azgın sularına.
Kaçtı oğlum, baksana yok, gözükmüyor artık.
Daha olmadı bu balık, biraz daha büyüsün diye beklerken hem de.
Hırslanmış içten içe, fark edemedin ki, balık balıklığını yapıp balık gibi bakarken.
Cam gibi gözlerle.
Buz gibi, masmavi.
Masadaki ışığı aç kapa, bir daha bak, kontrol et.
Boş hala, evet.
Şimdi yanı başında seyredebileceğin balık yok.
Şimdi yanı başında sevebileceğin balık yok.
Şimdi sevgisi yok.
Şimdi aşkı yok.
Şimdi O yok.
Yok.

12 Aralık 2010 Pazar

Baba

İnsanın hayatı boyunca yaptığı tercihler olmuştur. Yaptığı tercihler hayatını da, kişiliğini de, o andaki pozisyonunu da ve daha bir çok şeyi de etkiler. Yapılan tercihlerin sonunda insan genelde başkalarını hayatına dahil eder. Ama dahil etmeye varmadan önce en başta dahil olduğu hayatlar vardır bir de. İlk kelimeleri olur onların sıfatları ve belki de en önemli yeri alır o kişinin hayatında. Hiç bir zaman değiştirilemez ama yeri her zaman başka olur. Sorgusuz, sualsiz dahil olduğu hayatın adını "baba" koyar.

O'nun bir parçası olduğundan mıdır bilinmez ama "baba" insanın düşündüklerini anlayamasa bile kalbini anlayabilendir en başta. Canının parçası üzüldüğünde canı yanan, sevindiğinde "Koca adam bu, yapmaz.." denilenleri yapandır. İnsan hastalandığında onunla beraber hastalanmayı becerebilendir. Bütün bunlar olup biterken kimselere, kendi parçasına dahi, bunları çaktırmayandır. Çünkü "baba"; insan için güçlüdür, büyüktür, yavrusunu üzeni dövebilecek kadar kocamandır.

Tek değişmez sırdaştır "baba". İnsanın ilk sevgiliyi de, ilk kaçamağı da anlattığıdır. Kimselerin duymasını istemediği sıkıntısını paylaştığıdır. Aynı "baba"; problemleri çözendir. Onun çözme becerisi kimsede yoktur çünkü; o her şeyi bilebilen ansiklopedi gibi adamdır. O ansiklopedinin içinde bozuk oyuncağın nasıl tamir olabileceğinin, elmanın iyisinin nasıl olacağının yazdığıdır. İyi bir aşığın da, muazzam bir eşin de nasıl olacağının tarifidir "baba".

"Baba" her ne kadar sinirli bilinse de, insana umulmadık bir anda sarılıp öpendir. Ağlarken omzuna gözyaşı dökülmesine çekinmeyecek yegane varlıktır. İnsanın ansızın sarılıp öpenle sakinleştirmeye çalışırken busesini esirgemeyenin yine aynı sinirli bünye olduğunu bildiğidir. O "baba"; insanın dayanamadığı yerde yanına koştuğu, şefkatine sığındığıdır.

İlk arkadaşım, en büyük sırdaşım, sıkıntımı çözen, beni benden önce düşünen, korkulu rüyam iken tek bir cümleyle yanına en çok yaklaşılası olan, anlamadığı yerde hissetmeyi deneyen "babam"dır.

Hatta belki de tüm bunları görendir..?