İnsanoğlu her zaman sevdiği şeyleri kendisine yakın tutmaya çabalamıştır. Sevdiği şeylerle geçirdiği zamanlar hayatına bambaşka renk katacağından onları olabildiğince çabuk hayatına dahil etmeye debelenmiş, sevdikleriyle beraber becerebildiği kadar vakit harcamıştır. Küçük bir çocukken babasına defalarca yalvararak aldırttığı uzaktan kumandalı arabası ya da oyuncak eviyle saatlerce oynar, bir kere olsun bıkmaz. Becerebilirse yatağının baş ucuna koyup, bir sonraki sabah tekrar oynayarak geçireceği saatleri hayal ederek uykusuna dalar. Aynı çocuk büyüdüğünde başka başka şeyleri sevmeye başlar. Sevdiği şeyin adını futbol takımı koyduğu da olur, bir topuklu ayakkabı markası da. Sevdiğine ulaşmak için fedakarlıklar yapar. Desteklediği futbol takımının bir maçına gidebilmek için üç gün aç gezmeyi kabul edebilir. Buna benzer seçimi beğendiği ayakkabıyı alıp giyebilmek için başka zevklerinden mahrum kalarak da yapabilir. Ama bütün bu vazgeçişlerinin sebebi sevdiği şeye kavuşabilmek, ya da yakın olabilmektir.
Aynı insanoğlu hep yanında olsun, beraber vakit geçsin, eğlenirken seninle beraber olsun istediğin kişinin adını ise sevdicek koyar. Sevdicekle sadece ânını paylaşmakla kalmaz; ona hayatını, duygularını da açar. Her hissettiği duyguya onu da dahil eder. Bütün bunları yapar ki aldığı her nefeste yamacında dolansın istediği sevdiceği daha da yakın olsun kendisine, hislerine.
Sevdicek adını verdiği insanı elde edebilmek için harcadığı onca çabanın ardından eğer bir şekilde kendisinden uzağa gittiğini görüp hislerinin değiştiğini fark ederse; gözünde küçüklüğünden hatıraları canlanır. Minicik bir çocukken daha güzel bir oyuncağı mağazada gördüğünde babasına alması için yalvardığı, yatağının baş köşesine koyup rüyalarında görmeyi dileyerek uyuduğu oyuncağı nasıl unuttuğunu hatırlar.
Saatlerini, günlerini hatta yıllarını harcadığı sevdicek; bir gözden ırağa düşme ile insanın gönlünden de düşüverir. Ama bazı ilişkiler vardır ki tam tersi olur, sevgili gönülden ırağa düşer. İnsanoğlu gönlünden ırağa düşen sevgili ile artık daha fazla iletişimde kalmaz. Onu gözünden ırak köşelere iter.
Unutulan oyuncak artık pistir, kötüdür. Ama yeni oyuncağın karşısında gözü dönen çocukta "gelip geçici bir heves" olmayı hak etmeyen o güzel oyuncak başkalarında hak ettiği değeri bulur. Öylesine değer görür ki büyüse dahi masasının bir köşesinde kendine yer edinmeyi becerir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder